Egemenliğin Nabzı

Adnan Kılıç:~$ cat posts/Rastlantısal Kesişimler ve Kurumsal Belirsizlik Çağı.md

Rastlantısal Kesişimler ve Kurumsal Belirsizlik Çağı

Memurluk hayatında geçirilen o yıllar... Her şeyin bir prosedüre, bir üst yönetmeliğe, bir onay mekanizmasına bağlı olduğu o katı yapı içinde yaşamak, insanın zihninde doğal olarak bir düzen arayışını tetikliyor. Her şeyin yeri olmalı, her eylemin bir sebebi bulunmalı diye düşünürsünüz. Birimler arası yazışmalar, dosyanın geçiş şekli, imzaların sırası; hepsi kaotik görünse de altında yatan o incecik mantıksal iskele vardır.

Ancak bizler, bu devasa makinenin dişlilerinden biri olduktan sonra, dışarıdaki dünyanın sunduğu o “anlık”, “plansız” olaylarla karşılaşınca başlıyoruz bir tür entelektüel direnç göstermeye. Bu, sadece benim kişisel bir takıntım değil; aslında yaşadığımız çağın kolektif bir gerilimi. Sürekli olarak, her olayın bir sebep-sonuç zincirine bağlanması gerektiğini varsayıyoruz. Eğer takvimimde olmayan, önceden belirlenmemiş bir olay ortaya çıkarsa, zihnimiz hemen devreye giriyor: “Bu neden oldu? Bundan sonra ne olacak?”

İşte bu noktada, rastlantısallığın devreye girdiği o ince çizgiyi anlamak gerekiyor. Bizim kuşak olarak yetiştikğimiz sistemler, öngörülebilirliği ve tekrarlanabilirliği yüceltir. Bir dava dosyası, bir maaş bordrosu veya aylık rapor; bunlar mekaniktir ve matematiksel kesinlik gerektirir. Bu düzende, rastlantı ya bir hata kodu ya da sistemin çöküşü anlamına gelir.

Fakat gerçek hayat, çoğu zaman o iki uçurumun ortasında dans ediyor. Bir komisyon toplantısına girdiğinizde, hepimiz belirli bir gündemle oradayız ve her şeyin o belirlenmiş çerçevede kalmasını bekliyorsunuz. Fakat masaya konulan bir rakam, toplantıdakilerin bilinçaltındaki o son derece kişisel yorumla çarpıştığında, bazen bütün bir paragrafın çöküşünü ya da beklenmedik bir çıkışı tetikler. İşte o anlar, tam anlamıyla rastlantısal kesişimlerdir.

Bu kesişimleri sadece birer "kaos" olarak etiketlemek, sorumluluğu o anlık olaya yükleyip gerisini sistemin ellerine bırakmak olur. Bu, tıpkı bir akaryakıt deposundaki basınç düşüşünün, aslında o günkü hava tahminiyle birleşip gerçekleştiği gibi; her iki parametrenin de eş zamanlı olarak var olmasıyla ortaya çıkan ürünü incelemek gibidir.

Öğrenilmesi gereken, rastlantısallığın kötülüğü değil; onun potansiyel taşıyıcılığıdır. O planlanmamış gelen e-posta, o törensel olmayan sohbet sırasında kurulan altyapısal fikir ya da beklenmedik bir ekonomik verinin aniden piyasayı alt üst etmesi… Bunlar, mekanik sistemlerin katı mantığına sığmayan ama çoğu zaman en büyük ivmeyi sağlayan kıvılcımlardır.

Biz bürokratik mükemmeliyetçiliğin tozlu sayfalarından gelmiş insanlar olarak, bu spontaneliği sindirmekte zorlanıyoruz. Sanki her şeyin bir "kayıt numarası" olması gerekiyormuş gibi basitleştiriyoruz. Oysa kurumsal dilimiz, bu değişkenliği filtrelemeye programlıyken; yaşamın kendisi, o filtrenin delip geçtiği noktadır. Ve bu filtreyi devre dışı bırakıp, sadece olayın kendisini dinlemek gerekiyor. Bu, büyük bir sabır gerektirir ve bu sabır, bazen en pahalı olanıdır.