Rastlantısallığın Mekanizması: Kontrol Yanılsamasına Bir Saygı Mektubu
Egemenliğin Nabzı'nda bu kadar pek çok kez, kurallarımızın ne kadar katı bir kaideye oturtulduğunu gözlemledik. Her şeyin bir sebebi vardır algısı, bizi konforlu bir determinizm kuyusuna iter. Bir yaşam döngüsü, bir ekonomik krizin beklenilen zirvesi ya da bir siyasi hareketin kaçınılmaz sonucu... Hepsi o net çizgilerle örülmüş gibi görünür. Oysa, bu öngörülebilirlik algısı, çoğu zaman en yanıltıcı illüzyondur.
Biz memuriyetin o uzun, bürokratik koridorlarında yürürken, her işlemin bir formüle, bir prosedüre uygun hareket etmesi gerektiğini içselleştirdik. Her kağıt üzerindeki imza, o sürecin kusursuz ilerlemesini gerektirirdi. Süreçlerimizi mükemmelleştirmeye çalışırken, hayatın kendisine dair büyük bir yanılgıya düşmüştük: Her şeyin kasıtlı olduğunu varsaymak. Sanki Büyük Bir Saatçi, dişlileri kusursuz bir senaryoya göre ayarlamış gibi.
İşte benim bu yazımda ele almak istediğim nokta da tam olarak burası: O kusursuz saatçi yok. Yaşamın, tarihin veya bir sistemin gerçek hareketi, bu türden keskin hatlarla çizilmiş bir senaryo değildir. O, daha çok o düzensiz ama yine de kendi içinde uyumu olan büyük bir müzik parçasına benzer.
Tahmin Edilebilir Olanın Gölgesinde Gizlenen Dinamikler
Bizim en büyük zaafımız, her olayın ardında yalnızca bizim gibi bilinçli aktörlerin olduğunu düşünmek oluyor. Büyük yapıları incelerken, her girdinin çıktıyı belirlediğini sanıyoruz. Bir mühendislik probleminde bu doğrudur; doğru girdiye göre öngörülebilir bir çıktı vardır. Fakat insanlık denen bu karmaşık ekosistemi, sırf o basit denklemlerle çözmeye kalkmak, en büyük kibirdir.
Bir ekonomik döngünün tersine dönmesi ya da bir sosyal hareketin beklenmedik bir eşikte patlak vermesi, genellikle o kritik noktanın basitçe öngörülebilir girdilerin çoğul kümesi olmadığını gösterir. O eşik, sadece belirli bir yüzdeye ulaşmakla değil; o yüzdeye gelen her bireyin bilinçaltındaki son kararıyla, bastırılmış bir arzunun anlık serbest kalmasıyla oluşur. Bu mikro-anarşi, makro-yapıyı alt üst eden o beklenmedik ivmeyi sağlar.
Kontrol yanılgısı, rahatlığın en gösterişli kostümüdür. Bizler, bürokratik düzenin sağladığı o sağlam çerçevede yaşarken, bazen en büyük düşmanımız bu çerçevenin dışındaki o kaotik enerjiyi, kendi modellere zorlama ısrarımızdır.
İşte bu noktada durup düşünmek gerekiyor: Eğer her şeyi kontrol edebiliyorsak, zaten hiçbir şeyin sürpriz olmaması gerekirdi. Peki bu durumda, gerçekten beklenmedik olan nedir? Acaba bizi harekete geçiren, en değerli olan şey, o ulaşılmaz ve öngörülemez olanın kendisi değil midir?
Bu rastlantısallığın sunduğu o küçük boşluklar, biz akademisyenler ya da eski memurlar gibi "sistemi düzeltmeye" çalışanlar için en büyük meydan okumadır. Çünkü sistemin tahmine varılan kısmı, zaten yazılmıştır; ama o küçük sapmalar, ruhu canlandıranlardır. Ve bu sapmaları kabul etmek, bizim gibi kaosu düzene sokmaya çalışan zihinler için başlangıçta büyük bir teslimiyet gerektirir. Bu tesellüm, belki de en bilgece eylemdir.